Var Olan Kaosun Ortasında, Varlıktan Soyutlanmış Bir Ütopya: Kaptan Fantastik

Var Olan Kaosun Ortasında, Varlıktan Soyutlanmış Bir Ütopya.

Kaptan Fantastik, yani Ben ve ailesi için bu başlık sanırım pek de abartılı olmadı. Filmin başında adeta bir hiçliğin ortasında apokaliptik bir dünyayı anımsatan havası, filme ilk girişte sizi şaşırtmayı başarıyor. Film, Viggo Mortensen’in canlandırdığı Ben ve Trin Miller’ın canlandırdığı Leslie karakterlerinin, modern Amerikan yaşamı ve topluluğundan kaçarak, kendi ideal ve hayalleri doğrultusunda çocukları; Bodevan, Kielyr, Vespyr, Rellian, Zaja ve Nai’ya hem öğretmen, hem de anne ve baba olarak verdikleri eğitim ile yaşama, daha doğrusu dünyayı anlamaya hazırlıyor. Bu yolculuktaki zorlukların tek başına aşılması gerektiğine inanan Ben, Film boyunca fikirlerini dayatan bir baba figürü oluşturarak, onları kendi başlarına ulaşabilecekleri çözümlere iterek çocuklarının sınırlarını zorluyor.


Sözlerini Sakınmıyor.

Filmin içerisinde bir çok toplum, din ve sistem eleştirisi görmek mümkün. Açıkçası film bu konuda kendini hiç sakınmıyor. Amerikan toplumunun tüketim çılgınlığından ya da vahşi kapitalizm dişlilerinin insanlar üzerindeki sert tezahürünü eleştirmekten hiç gocunmuyor. Film bu yönleriyle gerçekten altın değerinde. Ayrıca tembel bir seyirci de aramıyor. Film içerisinde bir çok kez; yönetmen izleyiciyi olayları anlamaya veya anlamlandırmaya itiyor. Filmin eksilerine gelecek olursak, bunlardan biri kesinlikle olayların çok hızlı gelişmesi ve filmin başında sağladığı o ütopik havayı ortalarına doğru yavaş yavaş kaybetmeye başlaması. Ayrıca çocukların özellikleri ve yetenekleri çok hızlı işleniyor ve açıkçası o hazzı biraz kursakta bırakıyor. Ancak tüm bu eksiler, yine de filmin naif bir yol hikayesi tadında ilerleyişi ve arada hoş ve süslü bir şekilde getirdiği eleştirileriyle zihinde bıraktığı imajı çok da zedelemiyor.

Değerlendirme;

Son tahlilde Kaptan Fantastik izlemeye fazlasıyla değer bir film olarak; insana bir çok şey katabilecek ve bazı insanlarda gerçekten sistemi, yaşamı, dini, hatta varlığı
sorgulatabilecek derin izler taşıyor. Tabi bu hususta filmin senaristi ve yönetmeni Matt Rose’nin de hakkını fazlasıyla teslim etmek gerek. Zaten Cannes Film Festivali’nde aldığı en iyi
yönetmen ödülü de bunu kanıtlar nitelikte. Sonuç olarak film son yıllarda Amerikan sinemasından çıkmış bir altın değerinde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir