Şiddetin Senfonisi – The Punisher – Spoilerlı İnceleme

Hiçbir zaman sıkı bir Punisher fan’ı olmadım, çocukluğum sırasında Spider-man The Animated Series‘te 6 kollu Spider-man’i kovalayan intikamcı olarak zihnimin derinliklerinde kalmıştı. Daha sonra 2004 yapımı The Punisher’ı izlemiştim fakat tatmin olma duygusunu tam olarak yaşayamamıştım fakat Metascore’da yerden yere vurulduğu kadar kötü olduğunuda düşünmüyorum açıkçası, evet ortalama altı ama çok kötü sayılmazdı. Sonrasında ise 2008’de Punisher War Zone gelmişti fakat yine ne çizgi filmdeki ne de çizgi romanlardaki Punisher’ı görememiştim ama Daredevil’ın 2. sezonunda Spot ışığını çalan bu karakter Jon Bernthal’ın oyunculuğu ile buluşunca ortaya gerçekten güzel bir iş çıkmıştı. Fakat Netflix’in son zamanlarda kötüleşen yapımları ve ünvanı, Punisher projesine ön yargı ile yaklaşmamı sağladı. Hatta çoğu insan “Karen Page” draması üzerine kurulacak bir Punisher dizisi olmasından korkmuştu ve korkmakta haklılardı. Ama gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki şu ana kadar yapılmış bütün live-actionların üstüne bir sünger çeken bir yapım olmuş. Karakter derinliğini iyi bir şekilde işleyen drama, Punisher isminin hakkını veren vahşi sekanslar ve en önemlisi sıkmayan yerinde bir cliffhanger.



PLOT.

Wilson Fisk’in serbest bıraktığı Punisher kendini ölü gösterip hayaletlerin arasına karışır fakat eskiden yaşanmış gizli bir CIA opersayonun askeri kullandıkları bul ve yok et mantığına sahip görevden sızan bir video, bilgisayar dehası olan Micro tarafından Frank’e ulaşır. Yaşanan bu olayda ortağı ölen Dinah Madani olayın peşini bırakmaz ve dizi boyunca karşı karşıya gelirler. Frank ise Micro ile beraber bu olayda parmağı olan herkesi ifşa etmeye karar verir, Frank ise tabii ki öldürmeye karar verir. Fakat olaylar gittikçe birbirine karışır, işin içine arkadaşlar ve geçmişte kalan büyük patronlar kalır. Ama hiçbiri öldürülemez değildir. Bu hikayede herkes öldürülebilir. Jigsaw için göz kırpılması güzel ama umarım erkenden dönmez.



THE PUNISHER

Jon Bernthal genel olarak iyi bir porte çizmiş ve Punisher’ın dramasını gerçekten yaşamış. Fakat Punisher’ın öfkeye karşı olan tutkusunu ve zaafını tam olarak yansıtabildiğini düşünmüyorum, bazı yerlerde “daha fazlasını yapabilirlermiş,” derdirtse de vahşet açısından tatmin oldum, evet Jon Bernthal gerçekten Punisher karakterini belli bir çıtaya koydu ve uzun bir sürede kimse geçemeyecek gibi gözüküyor. Micro ile yaşadıkları düşününce çatışmaları olsun, birbirlerine karşı güven sorunları olsun tek kelime ile muazzamdı. Iki farklı amaçlı kişinin birbirleri ile çalışmasını izlemek gerçekten heyecan vericiydi. Bir çok insan bölümlerin gereğinden fazla olduğunu söylemiş ama bence dozunda olmuş, ve hiçbir şekilde tadını bozmuyor demek isterdim ama Lewiss karakteri ister istemez insanın canını sıkabiliyor, çünkü gereğinden fazla işlenmiş. Main Villain’a gelirsek, anlamak pek zor değil özellikle çizgi romanlarını okuyan birsiyseniz zaten olacakları tahmin edebilirsiniz. Billy’nin acımasızlığı ama yeri geldiğinde arkadaş olduğunu hatırlattığı, bazen ne kadar zalim ve de acımasız olduğunu yeterince gözümüze sokuyor. Frank’in arkadaşlarına ve ailesine duyduğu özlemi çok ince bir şekilde işlemiş. Harika bir görüntü yönetmeni ile yaratıcı sahneler sizi sizden alabilir, dikkatli olun. Özellikle 11 ve 12. bölümlerde vahşetin ve şiddetin seviyesini yükseltmişler ve insanlara fragmanda vadettiklerinin tamamını vermişler. Netflix’i de tebrik etmek lazım, uzun zaman sonra güzel bir proje yaratabilmişler. Maalesef dizide Punisher’dan başka konuşulmaya değer bir karakter yok, Frank’i spot ışığına öyle bir çıkartmışlar ki  doğal olarak diğer karakterleri önemsemiyorsunuz ve hepsi aklınızdan silinebilir, ha bu şu demek değil ki diğer karakterler iyi yazılmamış, aksine iyi yazılmış ama ana karakterin gölgesinde boğulmuşlar. Rawlins’in ölümde ise gerçek Punisher’ı görmek harika bir deneyimdi, gerçekten ağzımdan sular akarak izlediğim bir sahne oldu. Çok mu sadistik oldu lan? Gerçi bu tarz sekansları sevmeyen biri neden Punisher’ı sevsin ki, değil mi ?

TEKNİK.

Görüntü yönetmeni gerçekten ağzınızı açık bırakacak resimler ile çekmiş. Özellikle Frank’in geçmişi ile geleceğinin çakıştığı sahnelerde zevkten dört köşe olmuştum. Araf kavramını da daha iyi resim etmelerini beklerdim ama yine de fena olmamış, ama çok daha fazlası olabilirmiş. Şiddet konusunda bir Game Of Thrones değildi ama inanıyorum ki ilerleyen sezonlarda bu sezonun üstüne koyarak ilerleyeceklerdir. Draması ise oturmuş ama tam olarak mükemmel diyemeyiz fakat yerindeydi, dizi içerisinde zaman geçtikçe Frank’in daha acımasız olacağını düşünüyorum. Fakat dizide kurgusal olarak bir sıkıntı var ki.. Zaman atlaması.. Belirli sekanslarda Frank geçmiş ile gelecek arasında gidip geliyor, eğer tam olarak odaklanamazsanız kafanız karışabilir. Son olarak dizinin introsu.. gerçekten uzun bir süre sonra ilk defa bu kadar kötü bir intro izledim, diziye yakışmayan sıkıcı bir intro olmuş ve hayatımda ilk defa intro atladım. İkinci sezonda daha yaratıcı işler çıkar umarım.



Netflix uzun zamandan sonra gerçekten iyi bir proje yarattı, bu yolda devam etmesi temennimiz. Ufak tefek hatalar ve bazı gereksiz karakter kullanımları ile küçük küçük canınızı sıkabilir ama genele baktığımızda insanda iyi bir tat bırakan bir dizi olmuş. Umuyoruz ki Daredevil’in 3. sezonu Punisher’dan örnek alır ve ortaya iyi bir şeyler koyar. Şahsen puanlama konusunda eksik veya hatalı bir puan verdiğimi düşünebilirsiniz ama bu sezon benden ancak 8/10 alabildi ama bu kötü veya yetersiz anlamına gelmiyor, altını çiziyorum tekrardan.

Diziden kareler;



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir