“Savaşın Kalıntıları” – Game Of Thrones 7×4 Bölüm İncelemesi!

Bir haftalık bir aranın ardından Game Of Thrones’in 7. Sezon 4. Bölümü yayınlandı. Biz de sizler için bu bölümü inceledik. Şimdiden uyarayım aşağıdaki inceleme fazlasıyla spoiler içermektedir. İncelemeye geçelim;


“KAOS BİR MERDİVENDİR”
Little Finger ile ilgili sayfalarca şey yazabiliriz. Örneğin planları, komplo ve kişisel bağlantılarıyla ilgili, ancak sanırım onun bile şaşırdığı ve merak ettiği en fazla bir iki olaydan bahsedebiliriz. İşte bunlardan biri bu bölümde Bran aracılığıyla karşımıza çıkıyor. Kelimenin tam anlamıyla “ermiş” karakterimiz Bran için, geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki duvarın olmadığını, bu durum sayesinde herkesin geçmişiyle ilgili anılarını ve yaşadıklarını görebildiğini biliyoruz. Ancak Bealish’in bundan haberi olduğu söylenemez. Bu şok durumu sahnede çok hızlı bir şekilde işlense de Bealish’in Varys’e söylediği; “Kaos bir merdivendir.” cümlesini Bran’in ağzından duymak eminim bizim kadar Bealish’i de dumura uğratmıştır. Bir diğer husus ise yazıda da bahsettiğim gibi Bran’in adeta “ermiş” bir ruh haliyle kendi benliği olan Bran karakterinden tamamen sıyrılmış olduğunu bu bölümde kesin olarak görüyoruz. İlk bölümde biraz da yaşadığı acılara verdiysek de, Meera’nın da bu bölümde Winterfell’den ayrılmadan önce söylediği; “Sen o mağarada ölmüşsün.” sözünden, Bran’in duygusallıktan uzak, tam anlamıyla bir bilge edasıyla geleceğe şekil vereceğine şahit olacağız gibi görünüyor.


“KARDEŞLER BULUŞUYOR”
İlk olarak bir önceki sezonda Sansa’nın Jon ile buluşmasını görmüştük. Bu sezon Jon’un Güneye yardım bulmak için gitmesinin ardından da, Game Of Thrones bizler için bir Sinan Çetin edasıyla kardeşleri buluşturmaya devam ediyor. Arya’nın Winterfell’e dönmesi aslında senaristler için ne kadar sağlıklı bir karar, bundan sonra Arya’nın gölgelerdeki süikastçi havasını ne kadar göreceğiz bunlar tabii ki kafalardaki soru işaretleri. Ancak tabii ki Arya’nın eve dönmesi de bizleri mutlu etmedi değil. Lakin kaleye girerken yaşanan olayın Bran’in ardından ikinci defa yaşanması sinirimi bozmadı değil. Kardeşim birisi ben buranın sahibiyim diyorsa ona “S*ktir Git!” diyemezsin, en azından ihtiyatlı bir şekilde bu durumu sorgulaman gerekir neyse. Arya’nın gelir gelmez babasının mabedine inmesi, Arya’nın geldiği haberini alan Sansa’nın da onun nerede olduğunu biliyorum diyerek kardeşinin yanına, mabede inmesi açıkçası hoş detaylardı. Ayrıca Arya’nın Sansa’ya Leydilik sana yakışmış minvalindeki sözleri ise kafamı biraz karıştırmadı değil açıkçası. Bu sekanstan sonra Sansa ile birlikte Bran’in yanına giden Arya’nın, Bran’in söyledikleri şeyler ve tavırları karşısında oldukça soğukkanlı olması ise fazlasıyla dikkat çekiciydi. Ayrıca Bran’in, Lord Bealish’den aldığı Beş Kralın Savaşını başlatan, Valyria çeliğinden yapılmış hançeri Arya’ya vermesi de akıllara Bealish’in Arya tarafından öldürülebileceğini getiriyor.


“EJDERHA CAMININ ALTINDAKİ GEÇMİŞ”
Geçtiğimiz bölümde Daenerys Jon’a Ejderha Camını çıkarması için izin vermişti. Bu bölümde Jon’un çalışmalara başlamadan önce İlk İnsanlar ve Ormanın Çocukları tarafından yapılmış Ak Gezen tasvirleriyle dolu bir mağara buluyor. Bunu Daenerys’e gösteriyor. Daenerys hala kendisinin yanında savaşması için inanıyor gibi görünmesine karşı teklifini yenileyerek diz çökmesi karşılığında ordusunu seferber edebileceğini söylüyor ancak tabii ki Kuzeyin artık bir Güneyli yöneticiye müsamaha göstermiyeceğini bilen Jon bunu nazikçe reddediyor. İtiraf etmem gerekirse Daenerys adım adım Jon’a yaklaşırken fazlasıyla heyecanlandım. Hatta Kralları kabul ederse halkının da güneyli bir hükümadarı kabul edeceği imasından sonra ileri gidip Jon’la siyasi bir evlilik yapmak isteyeceğini bile düşündüm. Ancak sahnenin sonunda bunun ilerleyen bölümlerde -olursa- olabilecek bir şey olduğunu düşündüm.(Tamamen kendi fikrim)


“ARYA VS BRİENNE”
Açıkçası bu kısmı çok hızlı geçeceğim. Genel olarak bu sahneyi fanlar için yaptıklarını düşünüyorum. Yanlış anlamayın, fantastik bir dünyada ve tabii ki bir kurgu içerisinde, bunun olup olamayacağını tartışacak değilim. Lakin yine de kör göze parmak bir şekilde Arya’nın yeteneklerini görmemiz için “The Hound’u” yenen Brienne ile dövüştürülmesi açıkçası biraz zorlama gibi geldi. Ancak yine de tabii ki göz zevki ve verdiği haz tartışılmazdı. Ayrıca Arya’nın Sansa’ya “Bir ölüm listem var.” dediğinde Sansa’nın pek de kaale almamasının ardından, bu sahnenin yaşanması ve kelimenin tam anlamıyla Arya’nın Brienne ile eşit seviyede hatta belki de daha iyi bir şekilde dövüşmesiyle, suratının nasıl asıldığını görmek eminim ben dahil herkesi mest etmiştir.


“DAENERYS’İN İNTİKAMI” 
Tyrion ve Varys’den Casterly Rock kuşatmasının bir yanıltmaca olduğunu ve Lannister’ların Tyrell ailesini mağlup ederek, son müttefik Olenna Tyrell’in öldüğünü öğrenen Daenerys, Dothraki’lerini ve en büyük ejderhası Drogon’u da yanına alarak, Cersei’ye doğru giden altınlara ve Lannister ordusuna bir baskın yapıyor. Lannister ordusunu adeta yakıp kül eden Daenerys’in -eleştiri maksatlı- hiç ummadığı, ancak bizim de bildiğimiz üzere beş parmağında bin marifet olan Bronn sahneye çıkarak, Daenerys’in ejderhasını Qyburn’un geliştirdiği arbaletle kanadından vurmayı başarıyor. Yere inen ejderhanın sırtındaki Daenerys’de tabii ki hemen evladının omuzuna saplanmış mızrağı çıkarmaya çalışıyor. İşte tam da bu anda Lannistergillerden Jaime hem tüm ordusunun yanıp kül oluşunu izlemenin verdiği öfkeyle, hem de bu ejderhanın biricik Cersei’sine neler yapabileceğini ön görmüşçesine Daenerys ve ejderhasına doğru bir mızrakla yol alıyor. Tüm bu olaylar arasında dışarıdan bakarken inanılmaz epik görünen bu sahne; Tyrion’un tepeden Jaime’ye bakarken sarf ettiği: “Kaç seni aptal!” sözüyle aslında ne kadar aptal bir girişim olduğunu da bizlere fark ettiriyor. Tabii Jaime de bunu ejderhanın gözlerinin içine bakarken ve soluduğu nefesi derisinde hissederken anlıyor. Lakin işte tam da burada, artık çok geç Kral Katilinin sonu geldi, Game Of Thrones o eski şaşalı günlerine dönüyor derken belki de Game Of Thrones evrenindeki en fantastik karakter olan Bronn, Jaime’yi kurtarıyor.


“BİTİRMEDEN”
Açıkçası bu bölümde konular diğer bölümler kadar dağılmadığı için başlıklar altında inceledim. O yüzden buraya sadece bir kaç ufak ayrıntıyı gireceğim.
Öncelikle Theon Greyjoy’un Old Town’a geldiğini görüyoruz. Onu karşılayan Jon, Sansa’yı kurtardığı için canını bağışlıyor. Açıkçası bu durum beni biraz şaşırttı. Ne de olsa Winterfell’i yakıp yıkan, bir çok açıdan Stark’lara zarar veren Theon’un, sadece Sansa’ya yardım ettiği için Jon tarafından affedilmesi bana Game Of Thrones’un ruhuna aykırı bir hareket gibi geldi.
Ayrıca son bölümdeki savaş esnasında; Daenerys’in tarafını seçmiş, ancak kardeşi Jaime’ye karşı da her zaman sevgi dolu olmuş Tyrion’un, Lannister ordularının gözlerinin önünde kül olduğunu ve ağabeyi Jaime’nin neredeyse ölmek üzereyken kurtarıldığını boş ve bir o kadar üzgün bakışlarla çaresiz bir şekilde izlemesi de fazlasıyla üzücüydü.
Son olarak savaş sahnesinde bir şeye değinmek istiyorum. Dothraki’lerin geldiği sahne gerçekten Game Of Thrones tarihindeki bana kalırsa en iyi savaş girişiydi. Bu sahnede Yüzüklerin Efendisi – Kralın Dönüşü’ndeki Rohirrim’in, orkların üzerine indiği sahnedeki gibi epik ve cesaret vericiydi.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir