Punisher Marvel Evrenini Öldürüyor!

Selamlar, ben Darth Gegic. Yani en azından sosyal medyada ve diğer içerik platformlarında bu ismi kullanıyorum. Buradaki ilk yazım olacak. Bu arada gerçek adım Berat.

Neden bu hikayeyle başlamak istediğimi anlatayım. Bu çizgi roman benim okuduğum ilk çizgi roman ve bu yüzden benim için anlamı büyük. Hadi o zaman başlayalım!



Marvel dünyasında en çok haksızlığa uğrayan karakter kim desem ne dersiniz? Bu soruya Magneto cevabını veren çok oluyor. Ama benim üzerinde durduğum başka biri var: Frank Castle. Frank, çoğu çizgi romanda diğer kahramanlar tarafından daima zalim ve istenmeyen kişi olarak nitelendiriliyor. Tabii ki kendisinin sütten çıkmış ak kaşık olduğunu iddia etmek de bağnazlık olur fakat Frank’in yaşadıklarını yaşamadan, onunla empati kurmadan onu itham etmek bence bir kahramana yaraşır bir davranış değil. The Punisher amacı itibariyle doğru, tarzı itibariyle yanlış bir kişilik evrene göre. Cinayeti mübah görmesi, işkenceyle işlerini görmesi çoğunluğa göre ‘’yanlış’’ ama illegal oluşumları bitirme arzusu ve saf kötülüğe karşı verdiği savaş ‘’doğru’’. Tırnak işaretlerini kullandım zira burada bir ironi var. O da şudur ki yanlışın ve doğrunun öznel olarak farklı algılanması.

Aslında bu hikayede diğer ‘’Marvel Evrenini Öldürüyor’’ hikayelerinde olduğu gibi aksiyon odaklı. Fakat hikaye, çeşitli flashbackler ile Punisher ve Daredevil arasındaki dostluğu da ışık tutuyor.

İlk sayfalarda Frank’in ve Murdock’un çocukluğunu görüyoruz. Murdock bullyler tarafından kıstırılmış, tartaklanıyor ve Frank onu kurtarıyor. Ama burada öyle muhteşem bir detay var ki Frank’in karakterine ışık tutuyor adeta. İşte o diyalog:

Frank: Serserilerden nefret ederim. Onlara karşılık vermedikçe canını yakmaya devam ederler. Onları durdurmanın tek yolu, karşılık vermek!

Murdock: Babam tam aksine onları göz ardı etmem gerektiğini söylemişti.

Frank: Yanılıyor…

Muhteşem bir diyalog ve muhteşem bir detay…

Sonra artık klasikleşmiş olan bir sahne: Avengers uzaydan gelen yaratıklarla savaşıyor.

Bir parkta… Frank’in karısı ve çocuklarının olduğu parkta… Devamını tahmin ettiniz herhalde?

Cyclops, ölen kadın ve çocukların Frank’in ailesi olduğunu anlıyor ve ona üzgün olduğunu söylüyor. Ama karısını ve çocuklarını kaybetmiş bir babanın buna ne tepki vermesini beklersiniz? Üstelik kendisi Frank Castle ise… Cyclops orada Frank tarafından tek kurşunla öldürülüyor. Frank’i ancak Wolverine durdurabiliyor.

Sorgu odasına Frank’i savunmak için gelen Avukat Matt Murdock. Fakat Frank pek oralı değil. Ömür boyu hapis cezası alan Frank’i, amacı Superhumanları yok etmek olan bir örgüt kaçırıyor. Frank de tekliflerini kabul ediyor ve Superhuman avı resmen başlıyor. İlk durakta Spider Man ve Venom’un lağımda kapıştıklarını görüyoruz. Frank ikisini de hallediyor hızlıca.

İkinci durak: Hulk!  Punisher, burada da iyi bir taktisyen olduğunu belli ediyor. Hulk’ı sniperla vurmayı denemek yerine, Hulk’ın tekrar Banner olmasını bekliyor ve onu uyurken tek kurşunla öldürüyor. Evet biliyorum sinematik evrende Banner böyle bir durumda tekrar Hulk’a dönüşürdü. Ama çizgi roman dünyasından karakterler ve olgular sürekli değişir, hikayenin amacına göre şekillenirler. Sonrasında Kingpin… Hikayeye göre Castle’ın eski işvereni. Kingpin art arda gelen mermilere dayanıyor ama sonunda boğazdan yakın mesafeden yediği mermi işini bitiriyor. Castle, Kingpin’in cesedi altında sıkıştığı için yerinden kıpırdayamıyor. Gelen polisler onu tekrar tutukluyor. Ve tekrar o örgüt tarafından kaçırılıp, özgür bırakılıyor. Yeni hedefi Doctor Doomla sıkı bir mücadeleye girişen Castle, Doom’un alnına yapıştırdığı manyetik mekanizmayı patlatıp Doom’un işlevselliğini bitiriyor. Sonrasında aldığı çekicle Doom’un kafasını parçalayarak öldürüyor.

Normal bir insanın gücünü en çok hissettiğim sahne şimdi geliyor! X-Men ekibi ve Magneto’nun mutantları bildiğimiz gibi sürekli çatışma halinde. Bu hikayede ise o 2 ekibi Ay’da görüyoruz. Masumların zarar görmemesi için X-Men, Magnetoya böyle bir teklif yapmış, sözde. Aslında Castle muhteşem bir strateji çizerek ve her iki tarafı da kandırarak onları -yani o süper güçlere sahip kişileri- masumların zarar görmeyeceği bir yerde Ay’da  nükleer bombayla imha ediyor. Muhteşem değil mi?



Wolverine’i yalnız görüyoruz. Dostlarını kaybetmiş olduğu için üzgün, elinde bir viski şişesi. Karşısına Castle çıkıyor. Biraz trash talktan sonra kapışmaya başlıyorlar. Aklınızda bir soru: ‘’Nasıl olur da normal bir insan iyileşme gücü olan bir mutantı yenebilir?’’ Şöyle: Castle, Wolverine’i önce kendi silahıyla yani Adamantium bıçağıyla kalbinden bıçaklıyor ve sonrasında ise bir elektrik trafosuna atıyor. Wolverine orada kemikleri kalana kadar yanıyor. Matt’in Frankle dostça konuşma yaptığını bu işten vazgeçirmeye çalıştığını görüyoruz fakat Frank biraz da üzgün bir tavırla yoluna devam edeceğini söylüyor.

Örgütün evinde kutlama var. Herkes Castle’ı tebrik ediyor. Castle ise sadece tek bir hedefin kaldığını ondan sonra aralarından ayrılacağını da belirtiyor. Örgütün başındaki abimiz ‘’sen bize aitsin’’ triplerine girip Frank’e silah çekiyor. Ah be adam yapılır mı bu? Anında öldürüyor Frank bu düşüncesiz abiyi.



Ve en son yüzleşeceği kişi: Daredevil yani Matt Murdock. Frank, Daredevil’in tek dostu Matt olduğunu bilmiyor. Her ne kadar Matt geçmişe dair göndermeli konuşmalar yapsa da Frank’in tek amacı onu öldürmek. Savaşmaya başlıyorlar ve Daredevil ilk başta kazanıyor gibi görünüyor. Frank ani bir hileyle Daredevil’in kalbine bıçağı sokuyor. Maske çıktığında aslında savaştığı kişinin dostu olduğunu gören Matt hayal kırıklığı içinde dona kalıyor ve son olarak elindeki tabancayla kendini de öldürerek hikayeyi sonlandırıyor.

Bu hikaye hem kısa, hem eğlenceli, hem de bize Punisher hakkında çok şey anlatıyor.

Kalabalık dünyada yalnız bir adamın hikayesini… Her şeye tek başına göğüs geren bir adamın hikayesini…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir