Jump Scare’den Oluşan Film – IT

Başlamadan önce her zamanki gibi yazımın spoiler içerdiğini söylemek istiyorum. İnceleme için bayağı bir geç olduğunun farkındayım ama kişisel hayatımın yoğunlu yazımın önüne geçti, bunun için kusura bakmayın, bir de bazı şeyleri gaza gelip gelip izlemek objektif düşüncenizin önüne geçebiliyor, o yüzden geç izlediğim için mutluyum bile.

Öncelikle korkunun anatomisine girmeden iyi bir korku filmine karşı nasıl bir beklenti olmalı? Bir korku filminin senaryosu muazzam olmak zorunda değil çünkü bir korku filminin temel öğeleri atmosfer, makyaj, kamera teknikleri, ses, perspektif ve yeri geldiğinde görsel veya özel efektlerdir. Bunun dışında senaryo ne kadar klişe olursa olsun karakter derinliği yeteri kadar kaliteli olursa işte o zaman iyi bir deneyim yaşanır. Şimdi IT‘ten ne bekliyorduk? Bir kere eğer 90’ların herhangi bir yılında doğduysanız ve 90 yapımı IT‘i izleydiyseniz Palyaço fobiniz olması veya korkmanız çok normaldir. Ama bu IT Filminde ise korkunç bir palyaçodan korkmak çok doğal çünkü Pennywise korkunç bir şekilde yaratılmış, onu normal görmüyorsunuz, çünkü ne zaman görseniz bir Jumpscare oluyor. Şimdi kendi başlıklarında filmi incelemeye başlayayım.

HİKAYE.

Film, Maine’in küçük bir kasabasında yaşayan 7 çocuğu anlatıyor. Bu yedi çocuk okullarında dışlanan ve sürekli ezilen tiplerdir ve okulun bütün “loser” çocukları bir grup kurarlar. Okuldaki bully tipleri ile uğraşırken aynı zamanda ergenliklerine çare aramaya çalışırlar. Onlar için her şey Bill’in küçük kardeşi Georgie’nin tuhaf bir şekilde kaybolması ile başlar. 7 çocuğun bir palyaço formuna bürünmüş bir yaratık ile verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Evet, pilot oldukça basit ve hoş duruyor ama filmi izleyince tadı kaçıyor. Bir kere filmin başı gerçekten çok cesur ve hatırladıkça insanın içini ürperten türde, belki de Georgie’in çok tatlı olması ile alakalıdır, gerçekten cast’taki en iyi tercih olmuş. Neyse, o cesur ve de brutal bir sahneden sonra kendine diyorsun ki gerçekten bu film muhteşem olacak ve iyice beklentini yükseltiyorsun fakat ilerleyen dakikalar pek de iç açıcı değil.

 PENNYWISE THE CLOWN.

Direkt korkutma üzerine kurulu makyaj ve ses olunca film zaten eksi bir ile başlıyor çünkü Pennywise’ın asıl olayı çocuklara psikolojik gerilimler yaşatması, yeri geldiğinde korkudan travmaya kadar götürebilecek kadar delirtir. Pennywise’ın saldırganlığı çocuklara olan büyük nefretinden kaynaklanıyor ama bu filmde bunu göremiyoruz. Çünkü ne yeteri kadar zaman ne de yeteri kadar iyi yazılmış karaktere sahip. Eski televizyon dizisindeki o gerilimi, normal bir palyaço tarafından dehşete düşme, sürekli arkanı kollaman gereken ve kurtulamadığın bir kabusu sürekli yaşamak gibi şeyler ama bu filmde yok maalesef. Pennywise ise jumpscare’den ibaret, çünkü Pennywise’a dair bir şey gördüğünüzde anlayıp “tamam jumpscare geliyor” diyorsunuz. Çünkü 2017 yapımı bu filmde yeteri kadar gerilim yaratamıyor, Pennywise sanki bir prank için makyaj yapmış biri gibi gözüküyor. Karakter olarak filme bir şey kattığı söylenemez.

LOSERS CLUB.

Georgie dışında Ben, Eddie, Beverly bir de Bill idare ediyor diğer karakterler ise olmasalar hiçbir şey fark etmez bile çünkü karakterlerin aralarında olan ilişkiler inandırıcı değil ve doğal olarak filmin içine giremiyor insan. Eddie’nin +18 sarkastik laf sokmalarına yarıla yarıla ne kadar gülsem de izleyici ile karakterler arasında bağ kuramıyor film. Filmi izlerken tekrar ediyorum, Georgie dışında herhangi bir karakter için ne geriliyorsunuz ne de üzülüyorsunuz. Hele bir de Bully kardeşler var ki can sıkıntısının da üstünde bayağı berbat bir oyunculukla insanı filmden bezdiriyorlar, samimi söylüyorum hayatımda ilk defa bir korku filminde bu kadar sıkılmıştım. Çünkü bu karakterlere bakıldığında insana anında “Bu herifler eziyet etmek için eziyet ediyor” dedirtiyor. O çocukların bizim yediliye eziyet ettiklerinde zevk almaları her defasında bunu abartarak sadistleşmeleri gerekiyordu. Bunun yerine gerçekten çok sığ bir şekilde hadi bu çocuklara izleyiciyi sıkarak eziyet edelim denmiş. Filmi taşıyabilecek tek sahne Georgie’in meşhur sahnesi ama filmde başka gerici bir sahne yok. Orada Georgie’nin öleceğini bile bile gerilip korkuyor insan. Ama sonrasında o kadar monotonlaşıyor ki yani çocuklara cesaret geliyor resmen, “Korkmayın! Biz bunu yeriz aq.” gibi replikler olsa gerçekten sırıtmaz çünkü film gerçekten yüzeysel bir de diğer bir değinmek istediğim tek bir sahne var, Pennywise’in evi diye tabir edebileceğimiz tünelin sonunda çocukların ve onların eşyalarının uçuştuğu bir resim var ki gerçekten muazzam ama o sahne de hemen mahvoluyor.

TEKNİK.

Görsellik açısından iyi bir şölendi, renk paleti idare eder fakat CGI ve makyaj konusunda adamlar uçmuş. Açılar o kadar iyi değildi bir de korku sinemasının en temel kuralı perspektifin ufuğunun görülmemesidir. Ama filmde bundan eser yoktu, ya da James Wan çıtayı öyle bir çıkardı ki, bu tarz yapımlar insanın gözüne kötü mü geliyor anlamadım fakat bu efektleri 90’lardaki yapıma uygulasalar daha iyi olurdu açıkçası. Genellikle Aktuelle bir kamera kullanımı vardı. Özel bir teknik kullanılmamış ve ortalama bir film ile aynı derecede bir yapım.

Bırakın 90 yapımını ortalama bir korku filminden bile kötü bir yapımdı, izlerken başlangıç dışında herhangi bir sahnede heyecanlanmıyorsunuz bile. I.T.’in şerefine izlenebilinecek bir film fakat sınıfta kalan bir film, ikinci defa izlenmesine bile gerek yok. 10/3’ü zor alabilecek bir film.

Filmden kareler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir