God of War – İnceleme – Savaş Tanrısı Geri Döndü!

Yıllar yıllar önce, daha 12 yaşında bir veletken, God of War serisiyle tanıştım. God of War ile alakalı izlediğim ilk video Kratos’un Poseidon’u haşat ettiği, God of War III’teki savaştı. En sevdiğim Yunan Tanrısı olan Poseidon’un daha adını bile yeni duyduğum, keçi sakallı kırmızı şeritli bir tipin dövmesi beni üzmüştü. Ama niyeyse aynı zamanda bir tatminkarlık vardı da. Sonrasında o Hercules’in yüzünün tanınmaz hale geldiği kısım, Helios’un kafasının koparılması (ki o zaman aşırı tırstığımı hatırlıyorum) falan derken ben de sırf izleyişimle tatmin olma hissiyatını yaşadım. İşte o anlardan itibaren, şu an ki oyunculuk serüvenimin temelini oluşturan bir etmen olmuştu…

1 yıl sonra God of War Ascension çıktı. Serinin üvey evladı olarak görünse de ben halen biraz severim. Çünkü onun sayesinde oyun dünyasının daha da içine girdim. Ve aynı zamanda mitolojik varlıkların paramparça oluşundan da tatmin olmaya devam ettim. Tabii aradan birsürü oyun geçti ve ben o sırada oyunculuğumun artık temelini atmış, katları çıkmaya başlamıştım bile. Sonradan aklıma geldi, lan bu kadar tatmin oluyorum neden hikayesini de bilmeyeyim ? (Eh, o zamanlar düşünemedim) Başladım izlemeye. Ve serinin hikayesi bitince anladım ki, benim favori serim meğerse God Of War mış.

Bir süre sonra yeni God of War dedikoduları çıkmaya başladı, bende bu yüzden sırf E3 2015’te sabahladım. Tabii konferansın sonunda anca elime Uncharted 4’ün gameplayi geçince bir hayal kırıklığı yaşadım. (Hayal kırıklığının sebebi o zamanlar pek Uncharted sevmiyodum, şu sıralar artık favorilerimden biridir.) E3 2016’da sabahlamadım ve sabahında God of War’ın duyurusuyla resmen çıldırdım. Ulan, şanlı Kratos’a uzun sakal nasıl yakışmıştı bee. Bide oyunun başka bir mitolojide geçeceği dedikoduları da doğrulanmıştı. Artık önümüzdeki zamanları bekliyorduk çıkış için. Elimde henüz PS4 olmaması bile bu heyecanı durdurmadı. Eh, 20 Nisan 2018 itibariyle de artık bu heyecanımın boşuna olmadığını biliyorum. Çünkü elimizde bir baş yapıt duruyor…

God of War sayesinde de bir oyunun ilk kez lansmanına katıldım ve okul çıkışı acele acele gelsem bile ve yorgunluğuma rağmen ayak üstü 3 saat gömdüm. Gömdüm ama bana 1 saat anca gibi geldi. Sebebi ise biliyorsunuz ki bu yazının başlığı.

Öncelikle oyunun hikaye anlatışı çok güzel, atmosferi de bunu destekliyor, bir de tek kamera çekimi ekleniyor ki bazen ara sahnedemi yoksa oyun içinde misiniz anlamıyorsunuz. (Bu sana da ara sahneler ile oyun içi arasında dağlar kadar fark olmaması gerektiğini öğretmiştir umarım Sledgehammer Games)

Konu ise kısaca şöyle, Kratos, Yunan Tanrılarını kıyımdan geçirip, Dünya’yı büyük yıkıma uğrattıktan sonra kendini feda edip, insanlığa umut dağıtsa da yine de ölmeyip bu sefer İskandinavya’ya gelip, burada yediği haltlardan dolayı pişmanlık duyup, öfkesini bir kenara bırakıp kendine verilen ikinci şansı en iyi şekilde kullanmaya çalışan Kratos’a yıllar sonra ölümlü dünyasının acısı bir tokat atar : Bu dünyadaki sevdiği can vermiştir. Karısının avlara Atreus’u götürmemesi gerektiğini söylediği için aralarında güçlü bir baba oğul bağı olmayan ikili, kendilerinin son vasiyeti dolayısıyla bir yolculuğa çıkmaları gerekmektedir ; en yüksek dağın zirvesinden, küllerinin dökülmesi. Ancak bu elbette kolay değildir. Kratos’un geçmişi her fırsatta yüzüne vurulmaktadır, yediğin hurmalar bir gün gelir bir yerini tırmalar olayındaki gün gelip bir yerini tırmalaması gerçeğe dönüşmektedir.(İyi ki kısaca dedim)

Kratos, yeni silahı Leviathan Baltası ile bildiğiniz yargı dağıtıyor. İlerleyen zamanlarda bir de ufak yetenekler açıyorsunuz ki olayın tatlı kısmı oluyor. Dövüşler serideki en hantal dövüşlere sahip olsa da, bu hantallık hiç kötü hissettirmiyor. Aksine vurduğunuzu oturttuğunuzu hissediyorsunuz. Vuruş yaparken ki sesler sizin tatmin oluşunuzu daha çok arttırıyor. Hatta bazı sahnelerde gerçekten Kratos gibi hissediyorsunuz ; sinirli ve tehlikeli.

Oyunun yeni kamera şekli, oyunu RPG kamerasından TPS’ye geçişi oyuna yeni bir kan katmış, oyun gerçekten de temellerine bağlı bir reboot olmasını gösteriyor. Oyunun tek sıkıntısı bazı yerlerde çok fazla tempo düşüşü. Bazı yerlerde öyle bir tempo düşüyor ki orada hikayeyle alakalı bir şeyler öğrenmesek yandık.

YAZININ GERİ KALANI SPOILER İÇERMEKTEDİR.

Bir de baş düşmanımız var ki benim sinirimi çok bozdu. (Yine de ilk karşılaşmamızda tek kerette indirdim aşağıya) Baldur karakteri cidden olmuş, İskandinav Mitolojisini bilmesem de bana Baldur gibi hissettirdi kendisini. Odin’in oğlunu her dövüşümüzde umarım Odinede onu bu şekilde indireceğimizi gösteriyoruzdur.

Ayrıca oyunun devamında Blades of Chaos’a geri dönüşümüz de mükemmel oluyor. O kısmı oynayamasamda, oynamak isterdim doğrusu. Çünkü her zamanki gibi tatmin ediciliğine devam ediyor. Halen bazı soruların cevapsız olması da can sıkıcı. Nasıl buraya geldik ? sorusu mesela halen cevaplanmadı.

Oyunun sonundaki plot twistte baya iyi olmuş. Atreus aslında bildiğimiz bizim Loki imiş. Kendisi bu oyunda da aynen yarı dev yarı tanrı yarı insan. Ancak tek farkla, bu hikayede kendisi Kratos’un oğlu. Ve yolcuğumuzdaki her şey aslında planlanmış. Ve bu plan doğrudan God of War serisindeki İskandinav Mitolojisinin Ragnarok’una doğru ilerliyor.

Benim puanım 10/10 dur. Dediğim eksiler oyunun puanını düşürecek türden değil. O yüzden artık reboot kısmının ikinci kısmını bekliyor olacağız. (Bizi 5 yıl gibi bir süre bekletmezsin ama değil mi Balrog amca ?)

4 thoughts on “God of War – İnceleme – Savaş Tanrısı Geri Döndü!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir