Başarısız Bir Rus Dramaturjisi – Atomic Blonde

 

Yazımda ağır bir şekilde Spoiler içerir.

Bu filmi spoilersız anlatmak çok zor çünkü elimizde oturmuş bir senaryo  yok. Bir ara Zack Synder filmi izliyorum zannettim yani, gerçi oyunculuklar gerçekten filmi taşıyor. Şöyle bir klişe vardır, senaryo her zaman çok kaliteli olmayabilir fakat oyuncular yeteri kadar iyiyse bunun altından kalkabilir. İşte Atomic Blonde bu klişeyi gerçekleştriyor. Hele özellikle bir karakter varki filmi lezzetini 3 katlıyor ama senaryo yarattığı gazapta bu karakteri yok ediyor. Hikayede elle tutulacak pek bir şey olmadığı için karakterlere odaklanıyorsunuz fakat karakterlerde pek iç açıcı değil, oyuncular filmi taşıyor derken kendi gerçek kimliklerinden bahsetmiştim. Filmin karakterleri sınıfta kalıyor. Önce hikayeye sonrada  karakterlere bir göz atalım.

HİKAYE.

Gizli bir MI6 ajanı olan Lorraine (Charlize Theron), Berlinde ki soğuk savaş zamanında bir ajan ve aynı zamanda arkadaşı olan James’in öldürülmesi ve James’in elinden alınan çifte ajanların olduğu bir listenin peşinden gitmesi için emir alır. Hikayenin içerisine İngilizler, Almanlar, Sovyetler, CIA gibi ekipleri sokmuşlar ki çeşitlilik olsun fakat olmamış hiç birinin öbürlerinden farkı yok, her biri en az diğer ekipler kadar işlevsiz. En saçma konulardan biriside bu James ile Lorraine daha önce 85’te İstanbulda görev almış ama aralarında ki yakınlık sevgilimi yoksa karı kocalar mı anlıyamıyoruz çünkü karakter derinliği açısında filmde büyük bir problem var. Lorraine ile James arasında bir şeyler olduğu kesin ama film herhangi bir şekilde bahsetme zahmetinde bulunmuyor belli flashbackler dışında herhangi bir ilişkiyi göremiyoruz. Bu da ana karakterin herhangi bir kişisel amaç barındırmadığını gösteriyor. Ve böyle olunca izleyici hemen yan karakterlere bakıyor ve hepsini ilk baktığınızda sonlarının ne olcağını anlıyorsunuz. Fakat film bende Cliffhanger var! diye bağırıyor. Fakat filmin sonunu görünce bu mu yani diye bakıyorsunuz. Çünkü film son yarım saatinde öyle bir açılıyor ki, bakın size neler hazırladık bakın şimdi şok olacaksınız. Film bunları gözünüze sokmasa gerçekten kendisini kurtarabilirmiş. Ama karakter kıtlığı ve yüzeyselliği filmi knock out ediyor.

KARAKTERLER.

Ana karkter amaçsız durunca insan hemen yan karakterlere bakıyor oradan da canlı duran ve amacı kesin olan bakmaya değecek tek karakter David Percival (James McAvoy) hayatta kalmaya çalışan, kendinden başka kimseyi düşünmeyen ve ilk görüşte çözdüğümüz filmimizin Plot twist anında kendi karakterinin üstüne basan ve renkli kişiliği ile filmin bütün Spotlight’ını çalan ve de hakkını veren bir karakter. Delphine Lasalle (Sofia Boutella) cesur eşcinsel sevişme sahneleri dışında herhangi bir başarısı yok, mimikleri yapmacık ve karakterin kendisi aşırı derecede gereksiz ve de filmden çıktığı anda senaryo herhangi bir şey kaybetmez. Birde Spyglass (Eddie Marsan) ki kendisini ana karakterin yükü olarak tanımlayabiliriz, Spyglass listeyi bilen iki kişiden biri olduğu için kendisi çok önemli bir role sahip ama yine film bunu izleyiciye geçiremiyor. Ve ki eğer tahmin edemediyseniz kendisi ölüyor. Geriye kalıyor Merkel (Bill Skarsgård) ki şuan kendisi Pennywise olarak biliniyor fakat Atomic Blonde’ta biraz daha yüklenilse gerçekten şahane bir karakter ortaya çıkıyor ama yine odaksızlık yüznden senaryo Merkel karakterinide eziyor. Ana karakter olan Lorraine Broughton (Charlize Theron) ise hand to hand combat’ta  iyi olsada bir kadın ajanı gerçekten görebiliyorsunuz  ağır darbeler aldığındaki tepkileri, yorgunluğu, vahşeti ve zekası ile iyi bir kombin yakalıyor ve Lorraine fırsat verildiği anda çok hızlı ve de ölümcül oluyor. Tabi ki bir John Wick değil. Bu filmi John Wick’in Kadın versiyonu diye izlerseniz hüsrana uğrarsınız, fakat John Wick’ten daha iyi yaptığı tek şey etrafında ki objeleri kullanabilmesi.

TEKNİK.

Şimdi yiğidi öldürelim hakkını yemiyelim Sinematografi açısından film gerçekten muazzam atmosferinden kullandığı filtreye kadar noir havasını tutturmuş. Koreografiler ise bir o kadar doğalken bir o kadarda brutal, fakat aksiyon sekanslarında hand to hand combat dışında gun fight’ta sıkıntısı var diğer sekanslara göre çok hantal kalıyor. Filmde Rus Dramaturjisi kullanılmaya çalışılmış fakat yememiş maalesef Stalker göndermeleri yeterli olmamış. Atmosfer konusunda ise soğuk savaşı, protestoları, örgütlenmeyi gerçekten hissedebiliyorsunuz yönetmen Berlin’i hem kaliteli bir şekilde uyarlamayı başarmış hemde Berlin’i iyi bir şekilde resmetmiş. Kamera kullanımı ve görüntü yönetmeni de iyi işler çıkartmışlar belirli sahneler dışında öyle devrimsel bir açı kullanılmamış ama bir sahne var ki şuana kadar gördüğüm en iyi araba kovalama sahnesi idi. Aktuelle olarak kamera kullanımı ise tek kelime ile muhteşem keşke sekans ve block sahne olarak değilde tek kamera ile tek sahne olarak çekselermiş daha etkileyici olurmuş. İlk defa araba içerisinde bu kadar esnek ve akıcı bir çekim tekniği görmemiştim. Tabi ki bir True Detective değil ama filmin en çok hoşuma giden sahnelerden biri.

Fakat filmi bir kere izlediğinizde bir daha dönüp bakma isteğiniz olmuyor, çünkü aksiyon sekansları dışında Dram konusunda sınıfta kalıyor. 10/6′yı ancak alabilir tabi ki izleyin ama tekrar izlemek için herhangi bir sebebiniz yok.

Filmden kareler;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir